|
Yaşar Uğurol'un yazısı:
ÜNİVERSİTELİ OLMANIN İLK ADIMI
Türkiye Büyük Millet Meclisi 1982 Anayasanın iki maddesini değiştirerek yıllanmış bir sorunu çözmek için çaba harcamaktadır. Yapılan değişikliklerin usulü, esası ve getiriliş şekli her zaman eleştirilebilir. Bu değerlendirmeyi hep birlikte yapalım ancak hükümete tepki verelim derken hak sahiplerini tekrar tekrar cezalandırmayalım.
Öğrencilerin haklarını kullanmalarına mani olacak davranışlardan özenle kaçınalım.
Özgürlük taleplerini baskı altına almak anlamına gelecek söylem ve eylemlerin hepimize zarar verdiğini unutmayalım.
Tarihe not düşmek adına kimin ne söylediği, ne ile meşgul olduğu önem taşımaktadır.
28 Şubat “post modern darbe” sürecinde “YÖK’e hayır, üniversitelere özgürlük” istekleri yasak duvarına toslayan tüm öğrenciler ve öğretim görevlileri için;
Bayanlara başörtüsü,
Erkeklere uzun saç, sakal, küpe yasağı getirildiğinde hep birlikte “yasaklara hayır, üniversitelere özgürlük” yürüyüşleri yapan sağcı, solcu, muhafazakar, İslamcı, ülkücü öğrencilerin haklı tepkileri sonucu, yasaklar listesinden erkeklere ait bölüm çıkartıldı.
Geride sadece başörtüsü yasağı kaldı.
Sistemin kadına yönelik ayırımcılık kokan bu uygulamasına karşı koymak, öncelikle biz erkeklerin samimiyet sınavı olarak görülmelidir. Çünkü erkeklere getirilen yasakların kaldırılmasında başörtülülerin desteği inkar edilemez.
Ancak biz, onları yıllar yılı problemleri ile baş başa bıraktık.
Bu süreçte yeterince erdemli davranmadığımız açık değil mi?
Şimdilerde kimi öğrencilerin ve öğretim görevlilerinin başörtülü öğrencilere tepki koymaya kalkmalarını dehşet içinde izliyoruz.
Bu süreçte tek taraf vardır ya özgürlüğün ya da problemin parçası olmak anlamında…
Yıllarca özgürlük tarafında yer almış, bunun için bedel ödemiş genç kızların eğitim haklarını kullanmaları kimi, niçin rahatsız eder?
Bu süreçte hangimizin hukuku zedeleniyor?
Yasakların devamından çıkarı olanlar kimler?
Bir üniversite hocası evrensel insan haklarının kullanılmasına engel olabilir mi?
Bu yasakları savunan herhangi birisi çağdaş dünya üniversitelerin de akademisyen olarak değer görebilir mi?
“Derslere girmeyiz” diyen bayan hocaların öfke nedeni “beni aydınlatın” çabasında olan diğer bir bayan değil mi? Böyle birine “sen aydınlanamasın” ön kabulü ile davranmak bilimsel etiğe uygun mu?
Birer evrenkent olan yüksek öğretim kurumlarında duyulabilecek tek ses özgürlük ve saygı olsun diye mücadele verilir. Yoksa öğrencileri kendine benzetme veya tek kalıba sokma çabası akademik tavırla bağdaşmaz.
Bilim, sanat, ekonomi ve ahlak devletin kontrolünde olduğu sürece üniversitelerin gelişmesi de mümkün olamamaktadır. Nitekim dün “üniversiteler özgür olsun” adına birlikte meydanlara inen insanlar “post modern” bir süreçten sonra “senin hakkın beni ilgilendirmiyor” aymazlığına hatta “ne hakkı, seni üniversitede bile görmek istemiyorum” sorumsuzluğuna varan eylemlerin içinde yer alabiliyorlar.
“Benim acımı hissetmek için senin de haklarını kaybetmen mi gerekiyor?”
“Yanımda yer alman için gözyaşım yetmiyor, öyle mi?
28 Şubatın en büyük tahribatı üniversitelerde oldu. Dün ortak amacımız “herkese, hemen özgürlük’tü”. Bugün özgürlük türkülerini duymamak için gürültü yapanlara kulak kesilenleri düşünmeye ve vicdanlarının sesini dinlemeye davet ediyoruz.
Biraz empati lütfen…
Hepimiz birbirimiz için gerekliyiz. Yeni birilerinin aramıza katılması yerimizi daraltmayacağı gibi, birimizin eksilmesi de mutluluğumuzu artırmaz.
Kızgınlığımızı ve öfkemizi gariban halk çocuklarına yönelterek sadece onları ezmiş oluruz.
Unutmayın! O gençlerinde sizin gibi bin bir güçlükle geçinen ana/babaları var. O ana/babalar da çocuklarına ilişkin rüyalarını umuda dönüştürmek istiyorlar…
Anadolu bozkırlarından Ayşeleri, Fatmaları, Sümeyyeleri derlemek, Pınarları, Irmakları birbirine katmak, Menekşeler, Sümbüller…gibi yeşeren milletin çocuklarını şehirlerde kıstırmanın, köylere mahkum etmenin adıdır, onları okullara almamak.
Okumak isteyenlerin kitaplarını yırtmanın, düşlerini bir bir yok etmenin kime, ne faydası var?
“Elif kadının kağnısını” durdurmaya çalışanlar bilerek ya da bilmeyerek sorunun parçası olmaktadırlar.
Çözümsüzlükte söz birliği etmek yerine Elif kadının türküsüne yeni çığlıklar eklemeye ne dersiniz?
Kızlarımızı bir hesaplaşmanın tarafı yapmamak için dikkatli davranalım ve çocuklarımızı iktidar sahiplerine kurban vermeyelim…
Sevgili gençler! günlerdir şu çocuklar bir kavga etse de biz haklı çıksak diye ellerini ovuşturanlarla sizin hiçbir ortak yanınız olmadığını bilmelisiniz. Sizin üzerinizden çıkar hesaplarını görmeye çalışanları ibretle izleyin ancak oyunlarına gelmeyin. Hele hele oyuncakları hiç olmayın.
Herkesi hesabı ile baş başa bırakmak üniversiteli olmanın ilk adımıdır…
|